bionluk







     Ana Sayfa
     Abdurrahim Karakoç
     Abdülvahap Kocaman
     Ahmet Haşim
     Ali Yaşar
     Arif Nihat Asya
     Âşık Veysel
     Bahaettin Karakoç
     Barış Manço
     Cemal Safi
     Dadaloğlu
     Eğlenceli Şiirler
     Efkan Doğan
     Hacı Gürhan
     İbrahim Hakkı
     İbrahim Sadri
     İbrahim Tenekeci
     Köroğlu
     Mehmet Akif
     Mehmet Güneş
     Muhsin Yazıcıoğlu
     Mustafa Özçelik
     => Mustafa Özçelik 2
     Necip Fazıl
     Nedim
     Niyazi Yıldırım
     Nurullah Genç
     Safet Kuramaz
     Serdar Tuncer
     Seyranî
     Sezai Karakoç
     Seyid Nesimi
     Ümit Yaşar
     Yahya Kemal
     Yakup Ziya Genç
     Yavuz B. Bakiler
     Yemen Türküsü
     Yunus Emre
     Zap Suyu
     Ziyaretçi Defteri
     Dilaver Selvi



karabudak - Mustafa Özçelik 2
 
   

ÂFÂT

 

Sana verilmişti emânet

Arz sana verilmişti

Bilemedin ateşin ve suyun kıymetini

Toprağın sabrı tükendi

Ve delindi kalbi yeryüzünün

İşte ölümün dehşet halleri

Bir bir  solduruyor karanfilleri

 

Başladı hamlesi kaderin

Petrol tankları kara bir ağıt gibi

Yükseliyor televizyon antenlerinden

Sam füzeleri bilgisayarlar sustu

Küreselleşen dünyada

Bir defne dalını ve gecede üşüyen

Bir serçe yavrusunu unuttun

 

Yağmur yağmıyor artık

Hileli sarnıç sularının kokularından

Kalbinin derinliklerindeki korku

Bir maska çeviriyor bütün yüzleri

Isınmış sular öfkeli enerji yüklü

Yarım kalmış çikolatasıyla

Bir çocuk toprak altında

Seni bekleyen dehşetengiz  ölü

 

Çukur kaz ve ölümün dilini anla

Perde açılırken bir isyan susuyor

Şimdi konuşan aczin dili

Hani mahallemiz haritanın neresinde

İncittiğimiz balıkların

Bedduâsı bu dalga

İştahlı bir kuyu olarak

Geçiyor tarihin kayıtlarına

 

Uçurumdan korkar toprağa basardın

Banka kartları güvenliydi

Oysa an meselesiydi dehşet

Ölüm bir karınca sabrıyla

Yanı başında bir perdenin ardından

Konuşurken sana

Âhiretten  ve hesaptan bahsediyordu

Uyanıp karşı dağlara bakmadın

 

Solan bir yaprak ölü bir karınca

Sofralarımızda insan cesetleri

Fark edilmeyen bombalar

Doğudan batıya dehşet sancakları

Hiç biri her gün içinden geçtiğin çarşılarda

Uğuldayan hayatın sırrına taşımadı bizi

Bir adım bir adım daha

Derken bir gün bir güne eklenemedi

Şimdi soyunup dünya hâllerinden

Sana göçüyoruz Rabbim

Mustafa Özçelik
 

 
 
  

ATLAS

 

Birdenbire mevsim, birdenbire aşk

Yorgun bir akşam kuşu

Gecenin sesine kendini katarak

Hangi dağın ardında

Hüznün kumaşını dokur

 

Sakla beni kalbim, güneş kanıyor

Sal üzerime merhamet bulutunu

Uzun bir yolun önündeyim

Sen olmazsan eğer içimde

Tüketir beni o hain korku

 

Çadırımız sökülsün vakit tamam

Göçebe aşkların çocukları

Acının yorgun atlarına binip

Bir kehânetin ardından yürüsün

Bir yusufçuk kuşu konsun yüzlerine

 

 

Ne yapsalar biter ihanetin gecesi

İçimize üflenen nefes

Çağırır bizi tûfanlara ve yağmurlara

Ve biz dağlara çekiliriz

Üstümüzde bir hatıra olur ıslak gece

 

İşte yine önündeyiz burası toprak

Bizi bağışla bozgun bitti

Bakışlarımızda saklı kalan

Ne varsa burada bırakıp

Gün ışımadan yollara düşelim

Mustafa Özçelik

 

 
 
   

DUÂ

 

Şahidim rüzgârlardır Rabbim

Şu titreyen söğüt dalları

Toprağı öptüm

Yöneldim sana

 

Biliyor ve itiraf ediyorum

İstikametim yanlış

Gözlerimde pişmanlık ırmakları

Utanıyor ve üşüyorum

 

Uzun sürdü gecenin kirli sularında kalışım

Şimdi beni

Affın ve kereminle

Merhametinin göğsünde uyut

 

Buğulandı aynam

Şaşırdım ve çaresiz geldim işte

Sen varsın başka kimse yok

Ey gecenin ve gündüzün sahibi

 

Önümde ölüm kavisleri

Heybemde günah yükleri

Bütün sözler bitti

Bütün vakitler akşam

 

Bana bir tebessüm bağışla

Beni yarlığa merhametinle

İçimde beni yakan âh’la

Geldim durdum önünde işte
 

 
 
Mustafa Özçelik

FÂNUS

 

Yeşil seccadenin üstünde

Kalbini kadim bir saate ekleyip

Bir ışık ol önümde

Bir dilek tut içinden

Yüzümden bir tarih çıkar

Söz hâl olsun yeniden

 

Bir ak kuş kanadında

Revan bir yolculuğa çıkıp

İşaretler bularak her canda

Şavkınla sırra dönüşerek

Çocuk gözlerinde yürüyelim

Özge bir baharın sularına

 

Nasılsa biter saatlerin ömrü

Nasılsa gelir akşam

Hangi dalga hangi sudan yaratıldı

Hangi ağaç hangi tohumdan

Ruhumun bir resmini çek

Rüzgârların içinden geçerek

 

Sır olduğumuz aynada

Şimdi her şey ve herkes bir noktada

Kadim bir kokuya yaslanarak

Kendi varlığını arıyor

Duru bir söz denizinde

Buldukları kendi rengi

 

Avucuna dünyayı sığdıran gezgin

Bastığın toprak buhurdan

Bir dağ diğerine uzaktan seslenirken

Söyle ne gördün bir rüyâdan başka

İşte gelip geçtin ömründen

Yüzün buğday sarısı  sözün efgân


Mustafa Özçelik


 
 
 
 

=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

*www.efgan.net *Okul Gelişimi *Eğitim Projeleri *Türk Oyunları *Sufiler Komplo Teorisyeni *OGYE *Etik Kulübü *Hak Er Taburu *Okullarımızda Uygulanan Örnek Faaliyetler ...